3 Kasım 2013 - 20:30
Batı’nın Suriye Politikası İflas Etti

Son günlerde Batı medyasında El kaide ve Türkiye ile ilgili çokça haber yer alıyor. Konu ile ilgili Fars Haber Ajansı’na konuşan Nuri Akçay, çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Türkiye’nin El Kaide gibi çetelere destek verildiğini ifade eden Akçay, Cenevre 2 ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. 

Fars Haber Ajansı Ropörtajın İHH ve El Kaide'ye destek veren Türkiye'deki Sivil Toplum Kuruluşları ile ilgili bölümlerini kestiği için, buraya ropörtajın orjinalini veriyoruz:

1-Son günlerde "El Kaide cihatçıları Suriye'ye Türkiye'den akın ediyor” haberleri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Türkiye’nin El Kaide’ye olan desteği ve yetkililerin Türkiye sınırında bu militanların serbestçe geçişine göz yummaları her kes tarafından bilinen gerçeklerdi. Fakat bu destek şimdiye kadar ana akım medyada sesli bir şekilde dile getirilmiyordu. Bu da büyük devletlerin Suriye üzerine planladıkları projede, El Kaide’yi kendileri için önemli bir oyuncu olarak görmelerinden kaynaklanıyordu. Ancak Batı’nın bu planları, kimyasal iddiaları sonrasında ABD’nin Suriye’ye tepkisiz kalması nedeniyle çökmüştü. Ve birçok oyun kurucu özellikle de ABD, El Kaide’nin kendilerine faydadan çok zarar getirdiğini fark etmişti. Zira bu örgüt nedeniyle muhaliflerin meşruiyeti sorgulanmış ve savaşan gruplar bir türlü biraraya getirilememişti. Tüm bu nedenlerden dolayı da Batılı medya organları tarafından, El Kaide’nin meşruiyetini sorgulatabilmek ve Türkiye’yi de Suriye konusunda zor durumda bırakabilmek için bu tür haberler servis edilmeye başladı.

AKP hükümeti de bu durumun farkına varmış olacak ki, kendine yakın medya organlarına El Kaide’yi gözden düşürücü haberleri bir bir yayınlayın emrini verdi. AKP ve El Kaide arasında sağlanan sıkı ilişkiden rahatsız olan parti kurmayları bu algıyı değiştirebilmek ve iflas eden Suriye politikasında manevra yapabilmek için bu örgütle mücadele ettikleri izlenimi vermeye başladı. Son bir ay içerisinde El Kaide ile ilgili Türk medyasında çıkan haberler incelenirse ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.

2- Bununla birlikte aralarında Britanyalıların da bulunduğu yabancı savaşçılar Türkiye’nin güney illerinde tutulan dairelerde saklandıktan sonra Kaide’ye katılıp cihat ilan etmek üzere sınırı geçiyor. Neler söylemek lazım sizce?

Aslında Suriye’ye cihat amacıyla giden savaşçılar sadece Britanyalılardan oluşmuyor, bunların arasında Suriye Müftüsü Şeyh Hassun’un da geçen günlerde açıkladığı gibi; Eritre, Danimarka, Amerika, Tunus, Fransa, Somali, Irak, Çeçenistan, Tacikistan gibi pek çok ülkeden savaşçı bulunuyor. Ve bu savaşçıların birçoğu da Suriye’ye Türkiye’den giriş yapıyor. Bu savaşçılar belli bir süre Türkiye’nin güney şehirlerinde konakladıktan sonra Türk Devletinin bizzat destek verdiği Sivil Toplum Kuruluşları aracılığıyla Suriye’ye sokuluyor. Türkiye’de mülteciler için hazırlanan ve milletvekillerinin dahi girmelerine izin verilmeyen kamplarda bu kişilere askeri eğitimler verildi.

AKP hükümeti olaya bizzat müdahil olmamak için ve ileride oluşabilecek bir sorundan çabuk sıyrılabilmek için bu desteği Sivil Toplum Kuruluşu adıyla faaliyet yürüten kurumlar aracılığıyla verdi. Bu kuruluşların başında da adını İsrail’in Mavi Marmara baskınıyla dünyaya duyuran İHH bulunuyor. İHH’nın dışında yine Türkiye’de faaliyet yürüten Özgür Der, İmkan Der, Bülbülzade Vakfı gibi; Nusra, IŞİD ve ÖSO üyelerine açık destek veren sivil toplum kuruluşları da bu kirli oyunun içinde yer alıyor.

İçinde binlerce silah yakalanan Tunus bandıralı bir geminin İHH’ya ait olmasının yanı sıra, Türkiye’de insani yardım diye toplanan ayni ve nakdi yardımların İHH yetkilileri aracılığıyla El Kaide militanlarına teslim edilmesi bu yardmın en açık göstergesidir. Taha Haber’de İHH’nın El Kaide’ye olan bu yardımlar fotoğraflarla deşifre edilmişti.

Özgür Derdenen kuruluş ise pek çok kez Ahrar-uş Şam yetkilileriyle bir araya gelirken bu görüşmelerin de fotoğrafları basına yansıdı. Ahrar-uş Şam’ın Nusra’ya kimyasal madde temin eden örgüt olduğu da konunun ilgilileri tarafından yakından bilinmekte.

Öte yandan Gaziantep şehrine de ayrıca dikkat etmek gerekiyor. Zira bu şehir şu an Hatay’la birlikte El Kaide-Nusra militanlarının en önemli üsleri arasında bulunuyor. Buradaki ilişkiler de “Bülbülzade Vakfı” isimli başka bir örgüt tarafından organize ediliyor. Bu vakıf şu an bu militanlara her türlü lojistik desteği sağlıyor. Gelen yaralıları “Yaralı Ev” isimli bir hastanede tedavi ediyor. Ayrıca Türkiye’den pek çok gencin beynini yıkayarak Suriye’ye savaşa gönderiyorlar. Aynı zamanda AKP hükümeti bu vakfa tam destek veriyor. Ahmet Davutoğlu ve AKP hükümetinin bazı bakanları bu vakfın birkaç toplantısına katılmıştılar. Birkaç ay önce yaklaşık 70 ÖSO komutanı da bu vakfın bünyesinde Gaziantep’te bir toplantı gerçekleştirmişti.

3- Haberlerde en başından beri muhaliflere destek veren Türkiye’nin yeni Kaide üyelerinin hareketini artık denetleyemediğine, hatta bu durumu göz ardı ettiğine dair endişeler de dile getiriliyor. Bunun hakkında neler düşünüyorsunuz?

ABD bile kendi kurduğu El Kaide üzerinde tam bir denetim sağlayamamışken ve dünyanın başına bela etmişken Türkiye gibi bir devletin bu örgüt üzerinde denetim sağlayacağını düşünmek büyük bir saflık olurdu. Ne yazık ki AKP hükümeti bu örgüte verdiği destekle Türkiye halkına büyük bir belayı musallat etmiştir. Ve ileride işler ciddileşip Erdoğan ve El Kaide arasındaki gerginlik artarsa, bu örgütün Türkiye’de büyük çaplı bombalı eylemlere girişmesi sürpriz olmayacaktır.

5- Batılı ülkelerin 2. Cenevre konferansını Esad'dan daha fazla istediğine işaret eden Times, Cenevre 2 Esad'ın kimyasal silahlarından arınmış ve savunmasız olacağı gelecek yaza kadar ertelenmelidir. ABD liderliğinde güç kullanma tehdidi devam etmelidir” Haberi hakkında neler düşünüyorsunuz?

Silahlı gruplar arasındaki çatışmalar nedeniyle bir türlü bütünlüklü bir muhalefetin oluşmaması ve Suriye ordusunun ciddi kazanımlar elde etmesi Esad’ın üzerindeki baskıların ortadan kalkmasını sağladı. Cenevre 2’ye eli güçlü gelmesi kesinleşen Esad’ın bu konferans sonrasında büyük kazanımlar elde etmesinin önüne geçmek isteyen devletler bu konferansın ertelenmesi için çabalamaktalar.

Muhalifler arasında yaşanan çatışmalar ve 19 radikal grubun ÖSO ve SUK’u hedef göstererek, Cenevre 2’ye katılacak olanları hainlikle suçlaması 23 Kasımda yapılması planlanan konferansın Batı için fiyasko olacağı yorumlarına neden olmakta. Esad’ın elinin zayıflaması ve köşeye sıkışması için belli bir süreye ihtiyaç olduğunu düşünen karar alıcılar da bu konferansın tarihinin ertelenmesi için her türlü çabayı göstereceklerdir.

Fakat ne olursa olsun Batı’nın Suriye politikası iflas etmiştir. Bunun farkında oldukları için de Suriye’de yaşanan kaos ortamının sona ermesini sağlayacak her türlü konferans ve girişimi de engelleyeceklerdir. Güç kullanma tehdidi devam etmeli ve Cenevre 2 ertelensin çağrısı bu politika gereği alınmış kararlardır.